“sinirliyim, asabiyim, düşünmeden yazıyorum”a cevap niteliğinde yazı.

“16 yaşındaki kardeşin, heryeri gezerken” senin evde oturmadığını gayet iyi biliyorsun.

Ortaokul malumunuz, hiçbir yer gezmedim kızılsız. Lisenin ilk 2 senesinde yatılı okuldaydım ve yaptığım tek şey assignmentlar, sosyal etkinlikler, bunalıma girmek, çıkmak, tekrar girmek, cıkmamacasına girmek, kalmak, yapışmak, düşmek, bunalımdan çıkmayacak tiplerle tanışmak, hayata küsmek, okuldan ayrılmaktı. Sonrasında ise hayatımda hiçbir şekilde aynı ortamda bulunmaya devam edemeyeceğim insanlar sinsilesinin yanına gittim. Özel bir okulun içine düştüm. Dikkat çekmemek için kıçımı yırttığım halde “normal değil, kesin anormal bu kız” yorumlarına maruz kaldım. “Marjinal”, “ütopik” gibi anlamını bilmedikleri lakaplarla alaylarının sofrasına meze oldum. İçime kapandım, savunma mekanizması olarak agresifliği keşfettim, sevmediğim halde içime kapanmanın, gerçek sahneden uzaklaşmanın kolay bir yolu olduğunu farkedince devam ettim, bunu her gün onlara söylesem de agresifliğimin nedenini anlamlandırtamadım… Kan akıtmaya çalıştım gözyaşı yetmeyince. Vücüdumdan bir şeyleri atmaya çalıştım. Anılarda yaşadım. Bunu farkettim ve ayrılmak için sinir krizleri geçirdiğim bir okulun özlemini tuttum.  (Ki bunlar hiç hatırlanmadı, yaşanmamış gibi geldi onlara. Çok merak ediyorum. Nerelere saklandı? Benim hala içine düştüğüm o boşluklar nereye saklandı?)

Mutsuzluğun kitabını yazdım, gizlice okundu- bliyorum kızıl, inkar etme. Neden o asma kilitler, bilmiyorsun mu sanıyorsun?-  Yazdığım halde ciddiye alınmadı. “anormal bu kız, normal değil bu” yorumuna bile maruz kalmadı aile içinde. Çünkü “blue çağı” adlandırılan şeyde olduğum sanıldı. Halbuki blues’un içine düştüm, çıkmamacasına, hatta artık “I go back to black!!” şeklinde feryat ettim. “Black” olduğumu bağırdım. Okundu, görülmedi, önemsenmedi. Bakıldı ama görülmedi.

Çevrem, hasretiyle tutuştuğum okulun anılarında, beton yığınında ve içindeki ruha duyduğum sonsuz saygıda gömülü kaldı. Sevinçlerim de, kahkahalarım da betonda gömülü. Gerçek gözyaşlarım da orda. Bunlar sadece taklit, kanmayın. Eskiden üzüldüğüm için gözyaşı dökerdim, artık yaşamadığım için bedenim ağlıyor, belki de ruhum(eğer varsa böyle bir şey)…

Kimsenin beni “sevdiğini” sanmıyorum. Sevdiklerini sandıkları şey ben değilim Bazıları için ilgi çekici “deli” hareketlerim onları çeken. Bende buldukları tek şey “kaçış”. Yapmak istedikleri deliliklerim ben. Beni sevmeleri -güya-, konuşmaları ondan. Bilmezler bunu, çaktırmayın… Bazıları ise sadece ayıp olmasın diye seviyormuş gibi yapıyor. Neden yapıyor? Gözünde gördüm öfkeyi, çok kez. Tiksintiydi gördüğüm, bulantıyı. Gözlerini kaçırdın savunmama bakamayarak, kaçmak istedin. Beni sevmedin, seviyor gibi yaptın?  Üzüldüm belki, ama hissetmiyor artık Z., öldü o çünkü çok önce.

Müzikte bulmaya çalıştım, olmadı. Uyuştu kaldı, sonsuza dek sürmedi.
Resimde denedim, kaçamadım. Hep ordalardı. Zaten tuval düşecekti.
Şişede dene diyeceksin de, o kadar cesaretim henüz varolmadı… Sahnelenecek çok oyun vardı.
Tek yapabildiğim taklit etmekti, sahnede. Taklit ettim onları. Ama sadece sahnede. Gerçek sahnede beceremedim bunu, asla. Bir şeyler engel oldu. Sahnede yalnızca, sahnede geri geliyor Z.

Apf vardı bir tek. Z’nin tek arkadaşı, o dinledi yalnızca. Belki de ihtiyacım olmayan tek şeyi yaptı…

İşte böyle Eylül.
Daha fazlasını ne ben kaldırıyorum ne de Z.
Şimdi söyle bence! Gezdim mi ki ben?
Gezdiysem nereleri? Gerçek sahneyi mi?
Asla..
Keşke her şey senin dünyandaki gibi basit olsa.
Keşke her şey sadece gerçek sahnede dolaşmak kadar basit olsa.
Gerçek dünyada yaşamaya devam et.
Bir tek sen yaşıyorsun o dünyada.
Kardeşlerden geriye bir sen kaldın.
Diğerinin üstüne tuval düştü, öldü.

Aslında tuvalden çok önce öldü.

Son gün.

yeşil bir sisin içinden pırlantalı bir cırcır böceği gibi fırladın
ve mangal arayan bir ejderha gibi geçtin yanımdan
senin arabanın arkasında iki boyutlu bir tavşan vardı
saçımı beğenmemiştin çılgın bir görünüşü yok diye
gümüş bir marpuç vardı ve onu tahta yaptım yanlışlıkla
güçlü bir cılızdın aslında, ben de leylek
üstüne tuvali düşürdüm öldün.

~ by enole on August 10, 2008.

2 Responses to ““sinirliyim, asabiyim, düşünmeden yazıyorum”a cevap niteliğinde yazı.”

  1. küçüğüm sitem ettiğimi biliyorsun, lafım sana değil. Senin de gezmediğini biliyorum. Ayrıca blogumda sana hiç bir şekilde link vermiyorum.Niye blogunda sitem ediyorsuna da bir açıklama olabilir bu. Sana da link vermiyorum çünkü babam blogumu okuyor arada, hatta her gün bile olabilir. Seni güvende tutmak adına senin bu muhteşem edebiyat üssünü bir sır gibi saklıyorum.

    Seni çok seviyorum küçük kardeşim🙂

  2. benim edebiyat üssü blogumu saklayın. bir sen biliyon bir de bikaç kişi. aslında feysbukta duruyor ama– dedim ya önemsenmiyor. Hem daha da iyi böyle önemsenmemesi. Güvende tutalım. Sır zaten, saklayalım.

    Blogun her günh her akşam okunuyor. Kızıl da başladı, geçen hafta gördüm.

    Ben keşfedilmeyi beklerken, yönetmenlerle tanışmışsın. Bir küçük kardeşinden konu açamadın mı?
    Mütiş oyunculuğundan falan..
    ayh ayh!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

 
%d bloggers like this: